Kişisel Blog Sayfası

11/5/2008 - Bambu Ağacı

Kategori: Yazilar

 

Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir. Cinliler bu ağacı söyle yetiştiriyorlar:

....önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.

Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.

Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.

Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.

Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu
sulanır ve gübrelenir.

Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.

Çinliler
büyük bir sabırla besinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam
ederler.

Ve nihayet besinci yılın sonlarına
doğru bambu yeşermeye baslar ve altı hafta
gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk
soru sudur:

Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mi? yoksa beş yılda mi ulaşmıştır?
Kuskusuz ki beş yılda.

Büyük bir sabırla ve ısrarla beş yıl süresince, tohum sulanıp gübrelenmeseydi
ağacın
büyümesinden hatta var olmasından söz edilebilir miydi? ...

Bir basarinin şartları her
zaman çok basittir:

Bir süre için calisin, o sürede tahammül edin, dayanıklı olun, başaracağınıza daima inanın ve hiçbir
zaman geri dönmeyin.. Allah’a güvenerek teslim olun.

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/4/2008 - Tavsiye Kitaplar -Yeni-

Kategori: Kitap Tanitimi

Selamun Aleyküm

İki kitap tavsiye ediyorum. Bir tanesi İhsan Süreyya Sırma Hoca’nın Mekke Dönemi ve İşkence adlı kitabı. Bu kitap siyer kitabı ki, bu kitabın ikinci serisi de var. Okunmasında fayda var.

İkinci seri: Medine Dönemi ve Cihad.

İkinci tavsiye ettiğim kitap ise Harun Yahya’nın “Kuran’dan Cevaplar” adlı kitabı. Birçok soruya cevap bulacağımız bu kitabı okuduğumuzda doldukça fayda vereceğine düşünüyorum.

İyi okumalar

 

İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence – İhsan Süreyya Sırma

 

H.z. Adem(a.s.) le başlayan İslam tebliğ tarigi,yani insanlık tarihi,O'nun oğulları Hâbil ve Kâbil zamanında iki kutuba ayrılmış ve bu iki kutup günümüze kadar gelmiştir,kıyamete kadarda sürecektir

.Bu iki kutup Hakk ile Bâtıl kutuplarıdır.

Hâbil kutubunda olanlar daima Hakk'ı yani Allah davasını,
Kâbil kutubunda olanlar daima Tâğut'u veya Allah düşmanlığını savunmuşlardır.

Allah davasını savunanlar daima tebliğ,Tağut davasını güdenler de daima bu tebliğ edenlere işkence yapmışlardır..

Kuran’dan Cevaplar

 

Kitaptan bazı bölümler:

*"Din, Allah ile kul arasında. Din ahlakını başkalarına anlatmaya gerek var mı?" diyenlere cevap.

*"Benim kalbim zaten temiz" diyenlere cevap.

 

*"Ben daha gencim,  din ahlakını ileride yaşarım" diyenlere cevap.

 

*Madem Kuran ahlakı insanlara böyle iyi ve mükemmel bir yapı vaat ediyor, o zaman neden bu kadar çok karşıtı var?" diyenlere cevap.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/3/2008 - İki Cihan Serveri (s.a.v.)

Kategori: Yazilar

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

 

O  gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

O gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla yâd ediyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.
(AMİN)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/2/2008 - Biz Nasıl Bir Milletin Evladıyız -2- (Yeniçeri Elbiseleri)

Kategori: Yazilar

19.yüzyılda Almanya'nın Mülheim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kısmına geçip mahsulüntümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla sesi çıkaramıyorlardı tabi. Her sene böyle oluncaçareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.
 

Mektupta söyle demektedir:


 "Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden
alıyorlar.Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı,
İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin.

Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın. Yardım edin."
 

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez, yalnızca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:

 

"Fransızlar korkak adamlardır. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kafidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.
Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:
 "Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."
 

Bu olay, Mülheimliların gönüllerinde taht kurmuştur.  Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülheim'a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar.Ayrıca, halen olayın yıl dönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.  Bu olay Osmanlı'nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanları Fransızların elinden ve talanından nasıl kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak

tarihin altın sayfalarında kalmaktadır.

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/2/2008 - Biz Nasıl Bir Milletin Evladıyız -1- (Kanuni Sultan Süleyman)

Kategori: Yazilar

Osmanlı devletinin sınırları Avrupa içlerine kadar uzandığı Kanuni Sultan Süleyman devrinin fransa'sınında kadın ve erkeğin birbirine sarılarak dans ettikleri haberi Kanuniye ulaşınca Osmanlı hakanının zamanın Fransa kralına bir mektup yazar, mektubunda:

"Ben ki;kırk sekiz krallığın hakanı Sultan Süleyman Han'ım.Seferimden aldığım habere göre ,memleketinizde dans namı altında kadın-erkek birbirine sarılmak suretiyle herkesin gözü önünde faydasız işler işlemekte olduğunu işitmişimdir.
....İş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde name-i hümayunum yed'inize(elinize) bulaşmasından itibaren derhal son verildiği taktirde,bizzat orduya hümayumumla gelip men'e muktedirim ."

diyerek gözdağı vermiştir.

Bunun üzerine Fransa’da bu dans adetinden hemen vazgeçilmiştir.

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Yendiğimiz dünün yanında yenemeyeceğimiz hiçbir yarın yoktur.Yeter ki;İnanalım,inandığımız yolda gayret gösterelim,sebebini işleyelim Allah bizlere yardım edecektir.Biz ona inandık ve güvendik.O ne güzel vekildir,yardımcıdır... O halde neden bu üzüntü,gaflet ve pişmanlık; Kalk ve çalış, yorulduğunu hissettiğinde dinlenme, ayakta durmaya devam et başka bir çalışmayla meşgul ol; Ama ÇALIŞ, ÇALIŞ, ÇALIŞ Çalışmadan hiçbir yere gelemezsin evlat Eğer dünü yendiysen bu çalışmayla olmuştur ve yine yarını y

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
Diyanet Meali
Elmalılı Y. M.
Yaşar Nuri M.
<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Blogcu Arkadaslar

esin
mucahid23
konyali
dostlukrehberi
incitanemm
serhendi
sessizyusuf
dilaran
oysabirumuttu
hasretim82
ustaplan
mondlicht
aliosman06
ahmet2506
bozbey06
omer0625
selalegrubu
eglenceveyasam
kadorek2
kadifekese
ahuzeren
kulzeren
bilgimolsun
otomobul
yetimlerimiz
siiryarismasi
<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>> Sizde Muhtaçlara CANSUYU Olun.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>